kadınca yaşamak için..

Cuma, Mart 8, 2013

8 Mart 1857 tarihinde New York’ta 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katıldı. Öncelikle  “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi, ancak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti. Peki Birleşmiş Milletler’in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmış mıdır? Hayır..!

Bugün ofiste her yıl olduğu gibi yine bir kırmızı karanfil hediye edildi bizlere.. Çok ince bir davranış, kabul ediyorum! Ancak..

Bugün sabah serviste son 2 ayda kayıt altına alınan (!) 24 kadın cinayetinin işlendiği bilgisini aldım bir arkadaştan.. 4 yıldır bilfiil psikolog olarak çalışıyorum.. İlk 1.5 yılda direkt olarak ailelerle çalıştım, nice öyküler dinledim.. Hak ettiğinden çok çok azıyla yetinen ama bunu çok sayan kadınlardan, ‘zengin bir erkekle evlenip hayatımı kurtarmalıyım’ cümlesiyle yaşayan kadınlardan ya da cümlelerine ‘annemin aksine’ şeklinde başlayan ve tek idealinin kendi ayakları üzerinde durmak olduğunu vurgulayan kadınlardan.. bir çok hikayeler dinledim. Hepsine saygı duydum, duyuyorum! Bizlere atfedilen, yaşamamız uygun görülen hayatlardan kendimize uygun olan rolü seçmek, durumdan kendi payımıza düşeni almak ve yapabileceğimizin en iyisi olmaya çalışmak zorunda kalıyoruz. Çünkü, başka çaremiz yok, savunma mekanizmalarımızı devrede tutmak yegane görevimiz. Birgün bir otobüs yolculuğunda yanıma bir teyze oturmuştu ve bana kızı olduğu gün ne kadar üzüldüğünü ve uzun süre ağladığını anlatmıştı. Eşi ya da kendisinin, erkek çocuğu olmasını istediği için değil kızının kendi yaşadıklarını yaşayacağından korktuğu için.

Sadece kendimiz, annemiz, kız kardeşimiz için değil dünyaya getireceğimiz çocuklarımız için, yeni bir kadın olarak bir yerlerden başlamaktan ziyade kaldığımız yerden devam etmenin bizi daha iyiye götüreceğine inanıyorum.!

Ama önce kadınların hemcinslerinin yollarından çekilmeleri gerek bence! Herkesin kendi hayatıyla meşgul olması, kendine saygı duyması, ‘taklit’ etmeden ‘örnek’ alarak yaşaması, sadece kendi hayallerini yaşatması gerek.! Bir Nil yazısından alıntı yapacağım burada, çünkü düşüncelerimi benden daha iyi anlatacak O, biliyorum;

 “..İlla, kocaman, mora kaçan, derisi pürüzsüz bir kiraz olmak zorunda değiliz. Belki, yanından bir küçük kirazcık çıkmış kadar tuhaf, belki derisi ezik, belki de yarısı yokuz. Olsun, biz böyle güzeliz. Daha da güzeli: biz böyleyiz. Tıpkı, o eski şarkıda olduğu gibi…” 

Ancak o zaman ‘kendimiz’ oluruz, ancak o zaman ‘öz’ oluruz.. ancak o zaman ‘pure’ oluruz, pür neşe oluruz..!

Önce kendimizi, kendi kadınlarımızı sevmeliyiz ki önümüze konulan engelleri bir bir aşalım.

ve bu 8 Mart için dileğim: her erkek kadınına Nazım’ın gözüyle baksın!

 Tanık olduğumuz bütün olumsuz yaşam deneyimlerine rağmen günümüz kutlu olsun!

Bitirmeden bir göz atsak mı acaba ? –> Rakamlarla 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 

turuncu’dan öpücükler 😉

Comments are closed.